Onay Arayıcılık: Sen ne istiyorsun?
Onay arayıcılık şeması, kendi sesimizi duymayı zorlaştırır. Başkalarından onay alma ihtiyacı, gerçek kendilik duygusunu nasıl etkiler?
Ne istiyorsun? Hayattan, kendinden, gelecekten… Çok zor bir soru, cevabı çetrefilli ve dolambaçlı. Aslında soru o kadar genel ki cevabı da çok genel olabilir. Mesela mutlu olmak, huzurlu olmak cevaplar arasına girebilir. Fakat bu sefer de nedir mutluluk, huzurlu olmaktan kastedilen ne gibi yeni sorular doğar ki bu işin sonu felsefik tartışmalara gidebilir. Bu sebeple hayattan ne istediğindense şu anda ihtiyacının ne olduğuna bakmak daha işlevsel geliyor bana. İşlevsel ama kolay değil. İhtiyacının ne olduğunu bilmek bazen çok zorlaşabiliyor. Özellikle de durup ne yaşıyorum, ne hissediyorum, ne düşünüyorum diye sormaya alışkanlığı olmayanlar için. Bir akış içinde yaşıyoruz ve bu akışta çevremizde olup bitenler gibi içimizde olup bitenler açısından çoğu zaman bihaber olabiliyoruz. Aslolan akışta olmak deniliyor son zamanlarda, anı yaşamak da sık duyuluyor. Peki bu sırada bize neler eşlik ediyor?
Bir sabah düşünün kendini iyi hissediyorsun, yolda gelirken radyoda çalan şarkılara eşlik edip mutlu çocuk modunla teması arttırıyorsun.. Sonra hiç beklenmedik bir haber alıp ne hissedeceğini bilemeyip kendi içine dönüyorsun. Orada rastladığın şey ise: başkalarının sesleri! Seni korkutuyor. Hem de ses tonu ve vurgusu da dahil duyuyorsun o sesleri. Kendi sesim nerede, ben ne istiyorum, neye ihtiyacım var diye çabalarken kendi sesinin nerede başlayıp nerede bittiğini fark dahi edemiyorsun… Muhtemelen onay arama şeması aktif oluyor. Senin ne isteyip neye ihtiyaç duyduğundan çok içindeki kişilerin sana nasıl baktığı, neyi beğenip neyi takdir ettiğinin sesleri yankılanıyor. Bu koşulda ne istediğini, neye ihtiyaç duyduğunu, hangisinin senin sesin olduğunu nasıl anlayabilirsin ki… İşte onay arayıcılık şeması gerçek bir kendilik duygusu geliştirme ve çekirdek duygusal ihtiyaçlarını giderme pahasına başka insanlardan onay almaya, tanınmaya, ilgi görmeye ya da uyum sağlamaya aşırı önem vermeye yol açıyor.
Bu şemaya rağmen içinde cevaplanması gereken sorular vardır; neye ihtiyaç duyuyorum, ne yapmak istiyorum, hangi seçeneği seçmek istiyorum… Uzar gider bu liste. Ama cevaplar farklı seslerden gelir;
Bu seçeneği seçmek hiç akıl karı bir karar değil, buraya kadar kolay gelmedin.
Hayallerinin peşinden gitmeyeceksen bu hayatı neden yaşıyorsun?
İleriyi düşün ya pişman olursan?
Çevrende hayalleri peşinden gitmiş nice mutlu insanlar var, görmüyor musun?
Bazen kolay olanı seçmek en iyisidir, bırak bazı şeyler de seni düşündürmesin, hayatını zorlaştırmasın.
Elindeki fırsatları iyi değerlendir.
Kendine güven, her şeyi yapabilecek gücün var.
Senin yerinde olmak isteyen nice insanlar var.
Başka seçeneklerin var, bunları gör.
bu sesler uzar gider…
Solo söylemek isterken birbiriyle uyumsuz, farklı notalardan, farklı makamlardan çalan enstürmanların arasında kalmışsın ve ne söyleyeceğini, şarkıya nereden başlayacağını bilmiyor hatta söylediğinde kendi sesini duyamıyor olabilirsin..
Ne zordur bu sahnede yer almak hele de hayatın senden cevap beklediği zamanlarda. Oysa küçücük bir çocukken daha çok kolaylaştırmıştır bu senin hayatını. Annenin seveceği şekilde giyinip, babanın beklediği gibi kardeşlerinle anlaştığında mutluluk seninle gelmiştir. Sonra sahneye öğretmenler girmiştir ve onların beklediği gibi başarılı olduğunda mutluluğuna mutluluk eklenmiştir. Artık sen takdir, kabul, ilgi, sevgi gören “akıllı” bir çocuksundur. Zaten aksi davranışlar yaptığında çoğu zaman kabul, ilgi, sevgi, takdir ve daha nicelerini görmemişsindir. Bu da o küçücük kalbini çok kırmış, kendini değersiz hissettirmiş olabilir. Büyüdükçe hayatına daha fazla insanlar girmeye başlamıştır; arkadaşlar, romantik partnerler, çalışma arkadaşları, sonradan edinilen aile üyeleri ve daha birçoğu… Her birinin sesi senin sesinin yerini almalıdır ki sen ilgi, sevgi, takdir ve kabul görebil. Aksi takdirde dışlanmalar, ayıplanmalar, kabul görmemeler başlayacaktır. Ardından da suçluluk, pişmanlık, karamsarlık hisleri gelebilir.. Sen küçücük bir çocukken dışlanma, ayıplanma ve kabul görmemeler gözünde bir canavardı, hatırlasana ne yapardın annen seni sevmezse, peki baban onay vermezse, öğretmenin seni takdir etmezse…
Altından kalkmak küçük bir çocukken zordu evet ama artık bir yetişkin olarak takdir, ilgi, sevgi, kabul görmediğinde bunun altından kalkmak daha kolaylaşmadı mı sence? Peki ardından gelen pişmanlık, suçluluk, karamsarlık duygularını gögüslemek daha baş edilebilir değil mi? Bir başkasının sesi yerine kendi sesine dikkat kesildiğinde -belki başta çok ince, çok tiz gelen o sesi duyabildiğinde- işte bunu istiyorum, ihtiyacım bu diyebildiğinde neler hissedeceksin? Belki cesaret, güven, kararlılık; belki korku, huzursuzluk, panik; belki de bambaşka bir duygu…Ya da zaman zaman her birinden biraz biraz… Ama bu senden gelen ve altından kalkabileceğin bir şey çünkü sana ait. Bu yüzden de en iyi sen tanırsın onu, en iyi sen konuşur, anlar, kabul eder belki de dönüştürürsün…
Bu sesi duymaya başladığında yıllardır görmediğin ama çok sevdiğin birine rastlamış gibi hissedebilirsin. Hem kendine temas etmenin keyfine varınca kendini oluşturan parçaları görmen de kolaylaşacaktır. Belki kabul görme ihtiyacı içinde olan yalnız çocuk modunun elinden tutacak “artık ben varım” diyeceksin belki söz dinleyen teslimci moduna Benim Güzel Hatalarım Var şarkısını söyleyeceksin belki de talepkar ebeveyn moduna “önce ben!” diyecek ve onun sesini kısacaksın.
Sana ait olan ve seninle olan şeylerin ayırdımına varman dileğiyle…
Psikolog Eda Umutlu Aydın
Klinik Psikolog olarak psikoterapi alanında uzmanlaşmış, bireylerin ruh sağlığı ve kişisel gelişimlerine destek olmaktayım.